T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI NİĞDE İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Hayatın Dönüm Noktaları

Niğde görenekleri:

Bütün Anadolu'da rastlanan ortak kültür unsurlardır. Bunların arasında hurafelerin de ayrı bir yeri vardır. Niğde'de okur-yazar oranı arttıkça batıl inançlar azaldı. Yakın zamana kadar Salı günü yola çıkmak, Cuma günü çamaşır yıkamak ve dikiş dikmek iyi sayılmazdı. Evden yolcu çıkınca ardından ev süpürülmez ve bir kova ile su dökülürdü. Yolu aydınlık olsun diye, ayna üzerine su dökülerek de yolcu savuşturulurdu. Kırkı çıkmamış (Doğumdan sonra 40 gün geçmemiş) iki kadın bir araya getirilmez, yan yana gelirlerse, uğursuzluk olmasın diye, toplu iğne değiştirirlerdi. Bu görenekler. Daha doğrusu batıl inançlar hemen hemen terk edilmiş durumdadır. Geleneklere aykırı olmayan ve toplumun benimsediği yeni alışkanlıklar olduğu gibi, eskiden beri hemen hemen hiç değişmeyen tekrar edilenleri de vardır. Eskiden beri devam eden geleneklerden bahar aylarında başlayan cumaların kendine has bir yeri vardır. Şehrin Kır bağları Semtinde başlayan yemekli, eğlenceli kır toplantıları, bir hafta ara ile Tepeyran, Kayardı ve Tepe bağlan semtlerinde devam eder. Bu semtlerde bahçesi olanlar tanıdıklarını davet ederler. Pazar günleri sabahtan akşama kadar devam ettiği için, herkes yiyeceğini, radyo, pikap ve çalgı gibi eğlence vasıtalarını almayı ihmal etmez. Cumalara davetli olmayanlar, semtlerin herkese açık çayırlık, çimenlik yerlerinde oturarak cumaya katılırlar. O gün bütün seyyar satıcılar, manavlar, kebapçı ve lokantacılar ağaçlı ve gölgeli yerlerde açık hava sergileri açarlar. Folklor gruplan ve şehrin bandosu sevilen mahalli havaları çalarlar. Cumaların başlaması, havaların iyi olduğu ve baharın bütün güzelliği ile kendisini gösterdiği bir zamana rastlar.

Düğünler:

Niğde düğünleri kasaba ve köylerde, eski havası, alışkanlıkları içinde devam etmektedir. Fakat il ve ilçelerde törenler bir gecede biten balolar şeklinde yapılmaktadır. Evlenecek çağa gelen delikanlıya, yaşına ve durumuna uygun bir kız aranır. Bu aramayı halk, 'küfü küfüne, dengi dengine' anlamına gelen sözlerle ifade eder. Askerden dönen, eli ekmek tutan, ekmeğini kazanan her delikanlı evlenme çağına gelmiş demektir. Oğlanın annesi uygun görülen kızın evine sabahın erken saatinde bir iş bahane ederek gelirdi. Evin ve avlusunun temiz olup olmadığına, kılığına, kıyafetine bakardı. Bu eve girerken yapılan ilk kontroldür. Kız kahve pişirmeye gidince gelecekte kayın validesi olacağından ayakkabısını çevirir, eğer oğlanı istemiyorsa asık suratlı ve günlük kıyafetle çıkar, pabuçları çevirmezdi. Bu incelemeler bittikten sonra giderken mümkünse kızı da iyice kucaklar ve öperdi. Bu kucaklama ve öpmeden maksat, kızın ağzının kokup kokmadığı denetlemektir. Eğer şüphelenirse; en yakın tanıdıklarından bir bayanı, bir vesile ile kızın koynunda yatırmaya gayret ederdi. Beğenilirse dünür gitme başlardı. Ailede ve sülalede sözü, sohbeti dinlenir büyükler, eşiyle birlikte ziyarete gideceklerini kız evine haber verirlerdi. Hep beraber kız evine gidilirdi. Umumi konuşmalardan, hal hatır sormadan sonra oğlan evi " Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kızınız oğlumuza münasip gördük." diyerek kızı ister. Kızın anne ve babası "Tabii bu işler acele ile olmaz, ilginize teşekkür ederiz. Yalnız dışarıda amcası, halası var. Burada da dayısı ve teyzesi ile görüşelim, kısmetse olur" cevabını verirdi.

Bilhassa "Ne kızı ver, ne de dünürü küstür." prensibine dikkat edilirdi. Oğlan evi de kız evinin "Kız evi, naz evi" olduğunu bilir, bu ziyaretlerini bir kaç defa tekrarlardı. Söz alındıktan sonra yapılacak tören, alınacak eşyalar ve hediyeler konuşulurdu. Başlık parası ve takılacak altınlar da burada tespit edilirdi. Şerbet içme denilen nişan töreni iki türlü olurdu. Birincisinde tarafların yakın akrabaları, bir araya toplanır, mütevazı bir tören yaparlardı. Buna cep kahvesi de derlerdi. İkincisi ise davetlilerin çok olduğu törendir. Bunun için oğlan evi kız evine şeker, kahve, lokum, sigara, kibrit gönderir, bunların davetlilere yeter miktarda olmasına dikkat edilirdi.

Nişandan üç-dört gün evvel, çarşıdan beraberce beğenilip alınan elbiseler, "okuyucu" denilen bir kadınla kız evine gönderilir, kız evi okuyucuya bahşiş vermeyi ihmal etmezdi. Artık nişan günü gelmiştir. Oğlan evi oğullarını yanlarına almadan kız evine gider, oturulur, konuşulur ve kahveler içilirdi. Aile büyüklerinden birisi, hayırlı uğurlu olsun temennisiyle kızın parmağına yüzüğü takardı. Şeker tutulurdu. Kız önce kayınpederinin ve kayınvalidesinin, sonra da babasının, annesinin, orada bulunanların ellerini öper, orada bulunanlardan bir büyük "Otur kızım" sözünü üç defa tekrarlar, kız otururdu. Nişan bittikten sonra samimiyetini arttırmak için iki tarafın yakın akrabaları yemekli gündüz gezmelerine giderdi. Buna "süs dünürlüğü" de derler.

Gelin esvabı beğenilip, elbiseler dikildikten sonra artık düğün töreni başlar.

Gelin Hamamı:

Oğlan evi, sabun, kına, para göndererek gelin ve yakınlarının hamama gitmesini sağlarlardı. Hamama toplu olarak gidilirdi. Kızın annesi hamamcının yanına oturur, genç misafirlere sabun, yaşlılara da hem kına hem de sabun verir ve hamamı yönetirdi. Hamama girmeden önce soyunma yerleri önünde bulunan geniş havuzun etrafında ikişer sıra dizilinir, ellerinde yanmış mumlar olduğu halde kız evinin getirdiği hediyeler hamamcıya ve natırlara verilirdi. Kız ortaya alınır, milli kıyafetleri ile ut ve tefin ve diğer çalgıların müziği ile ahenkli olarak havuzun etrafında dolandırılırdı. Bu dönme esnasında kızın başına yakın akrabalardan yaşlı bir kadın para atar, kız soyunur, hamama girilirdi. Kızı natır yıkar, çıkarken de peştamalını natıra verirdi.

Sandık Günü:

Sandık Salı günü gönderilirdi. İki tarafın yakınları kendi evlerinde ayrı ayrı toplanırlardı. Oğlan evinde toplananlar; kıza ait manto, elbise, ziynet ve çamaşırları misafirlere göster ek itina ile bohçalarlardı. Kızın eşyaları yanında kızın anne, baba, kardeş, enişte, dayı, em ete (hala), teyze, dede, nine, emmi (amca)'sine münasip olan çamaşır, elbiselik, çorap, yazma, çevre, peşkir gibi hediyeler de konarak kız evine gönderilirdi. Eğer başlık parası, alınmışsa bunlar yapılmaz, yerine elbiselik gibi daha ağır hediyeler alınırdı. Buna "kulluk" da denir. Bu hediye bohçaları içerisine "ağız tadı" olarak bir kutu şeker konur, bunlar okuyucu veya mahallede sebeplenmesi istenilen biriyle gönderilirdi.

Kız Yanı:

Çarşamba günü yapılırdı. Kızın müsaitse evinde, uygun değilse bir komşu evinde toplanılır, çalgı olarak tef, ut bulunurdu. Kızı yakın arkadaşları giydirirken ayağının altına büyükçe bir sini koyarlar öylece giydirirlerdi. Daha sonra kız, büyüklerinin ellerini öper, iki eli göğsünün üzerinde "divan dururdu." Odaya kim gelirse elini öper, tekrar otur denirse yerine oturur ve davetlilerin karşılanması böylece devam ederdi. Misafirlerin gelişleri tamamlandıktan sonra çerez tabir edilen, geniş bir sininin ortasına tabak içinde akide şekeri, etrafına leblebi, onunda etrafına kuru üzüm ve Karamanlı tabir edilen çarşı ekmeği dörde bölünmüş şekilde konurdu. Bu törene gelenler kıza hediye getirirdi. Çok davetliler de "Benek" dediğimiz bir miktar parayı getirip, kızın annesi salavatlaşırken veya elini öperken, kimsenin göremeyeceği bir şekilde eline sıkıştırırdı.

Bu törene oğlan evi de toplu olarak gelir, fakat kız evi bunlardan benek almazdı.

Kına Gecesi:

Çarşamba günü akşamı, kız evi ve yakınları uygun bir ev düzenlerler, kız iyi ce süslenirdi. Kızın arkadaşları da milli kıyafetlerini giymek suretiyle geceye katılırlardı. Oğlan evi en önde fenerler, çalgılar, arkalarında erkekler, onlardan sonra en arkada hanımlar olduğu halde toplantının yapıldığı eve gelirlerdi. Gelin yüzü duvaklı olarak çıkar, aşağıdaki, ağıtlardan kendisine yakışanlardan birini söyleyerek ağlardı.

Semah:

Aynı gece güveyinin sağdıç ve yakınları, büyük bir evde veya mevsime göre bir mesire yerinde öğleden sonra toplanırlar, çalgılar çalınır, yemekler yenir, içkiler içilirdi. Bu toplantıda önemli görev sağdıcındı. Zira sağdıç bütün, hali ile güveyiden sorumlu olduğu için, bilhassa çok içmemesine ve bir zarar gelmemesine dikkat ederdi. Semah daha kurulmadan güveyi giydirilirdi.

Güvey Giydirilmesi:

Kız evi Perşembe günü öğleden sonra oğlana iç çamaşırı, fes, tabaka, sigara, çakmak, ağızlık, çorap, tespih, tıraş takımı ve harçlık konmuş bir cüzdanı kefeye sarılı olarak gönderirdi. Güvey bir kaç arkadaşı ile giyim odasına gelir ve bohça açılırdı. Evvela gömleği çıkarılır, mahallede anası, babası sağ olan bir çocuk bulunarak, gömlek çocuğun başından geçirilir, sonra güvey giyerdi.

Güvey Hamamı:

Perşembe sabahı güvey, sağdıcı, yakın arkadaşları ve çalgılarla birlikte hamama giderlerdi. Hamamı yakın arkadaşlarından veya akrabalarından birisi tutar, misafirlerin sabun, çay, kahve ve yıkama paralarını hamamı futan öderdi. Hamamdan sonra hep beraber çalgılarla eve dönülürdü. Oğlanın varsa kız kardeşi, babası ve yakınları kızı almak için giden kafileye katılırdı.

Gelin iki türlü getirilirdi: Birincisi kız çeyizleri arasında şilte ve kaynataya bir baş yastığı götürmüş ise gelin tahtırevanla, ikincisi ise, yaya gitme zorunda idi.

Yüz Açımı:

Ertesi gün yüz açımı yapılırdı. Oğlan evinde bu düğüne çift örtme de derler. Çalgılar çalınırken kayınvalide gelinini sağ yanına almak suretiyle oturur, gelin ayakta divan durur; kaynana ile selavat1aşır, yaşına göre el öper, böylece oğlan evinin düğünü bitmiş olurdu.